Anayasa bu konuda özel bir koruma ve sorumluluk sistemi öngörmüştür. Anayasa’nın 40. maddesinin üçüncü fıkrasında:
“Kişinin, resmî görevliler tarafından vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”
hükmüne yer verilmiştir. Buna göre kamu görevlisinin görevi kapsamında gerçekleştirdiği haksız fiil nedeniyle ortaya çıkan zararın; zarar görene karşı Devlet tarafından karşılanması, kusurlu görevliye ise daha sonra rücu edilmesi esası benimsenmiştir.
Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası da aynı anlayışın genel dayanağını oluşturur:
“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”
Kamu görevlisinin kişisel olarak davalı gösterilip gösterilemeyeceği konusunda ise esas belirleyici düzenleme Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci fıkrasıdır:
“Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.”
Aynı yaklaşım 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 13. maddesinde de benimsenmiştir:
“Kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar.”
Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, kamu görevlisinin görevini yerine getirirken ve kendisine tanınan yetkileri kullanırken sebep olduğu zararlarda zarar görenin doğrudan kamu görevlisine yönelmesi kural olarak mümkün değildir. Tazminat istemi ilgili idareye yöneltilmekte; idare tarafından zararın karşılanmasından sonra koşulları mevcutsa kusurlu görevliye rücu edilmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da bu düzenlemelerden hareketle, kamu görevlisinin görevini yerine getirirken ve görevle bağlantılı biçimde verdiği zararlarda doğrudan görevliye husumet yöneltilemeyeceğini kabul etmektedir. Nitekim Yargıtay HGK’nın 13.05.2015 tarihli, 2013/1939 E., 2015/1325 K. sayılı kararında, görev sırasında ekip otosunu kullanan polis memurunun karıştığı ölümlü trafik kazası ele alınmış; eylemin görev sırasında ve görevle bağlantılı olması nedeniyle davanın kamu görevlisine değil idareye yöneltilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Kararda, Anayasa’nın 40/3, 125/son ve 129/5. maddelerinin bu konuda açık bir çerçeve çizdiği özellikle vurgulanmıştır. Kamu görevlisinin dikkatsizlik veya tedbirsizliğinin bulunması da tek başına bu sonucu değiştirmemekte; kusurun görevden ayrılabilir nitelikte olup olmadığı önem taşımaktadır.