Eksik Tıbbi Belgeye ve Uzmanlık Alanı Uyuşmayan Bilirkişi Raporuna Dayalı Kararın Hukuka Aykırılığı

Eksik Tıbbi Belgeye ve Uzmanlık Alanı Uyuşmayan Bilirkişi Raporuna Dayalı Kararın Hukuka Aykırılığı
Uyuşmazlıkta esas alınan bilirkişi raporu, sağlık hizmetinin kusurlu yürütülüp yürütülmediğini ortaya koyacak nitelikte değildir. Raporda tedavinin uygun olduğu belirtilmiş olsa da, inceleme yalnızca adli tıp uzmanlarından oluşan bir heyet tarafından yapılmış; olayın doğrudan ilişki içinde olduğu hematoloji, kalp ve damar cerrahisi ile göğüs hastalıkları alanlarında uzman görüşüne başvurulmamıştır. Bu durum, raporun bilimsel yeterliliğini zayıflatmaktadır.
Ayrıca, dava dosyasında ilgili hastanelerden birine ait sınırlı nitelikte tek bir görüntüleme belgesi bulunmakta, tüm tedavi sürecini ortaya koyan klinik kayıtlar temin edilmeden bilirkişi incelemesi yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Eksik tıbbi veri üzerinden yapılan değerlendirme ile gecikmiş müdahale, cerrahi gereklilik ve uygulanan tedavinin yeterliliği hususlarında sağlıklı bir sonuca varılması mümkün değildir.
Bu çerçevede, uyuşmazlığın esasına etki eden maddi olgular tam olarak aydınlatılmadan ve uzmanlık alanları uygun şekilde belirlenmeden düzenlenen bilirkişi raporuna dayanılarak davanın reddine karar verilmesi, eksik incelemeye dayalı olup hukuka aykırıdır.
İÇTİHAT METNİ:
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2020/4884
Karar No : 2024/2160
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, 07/04/2017 tarihinde şiddetli bacak ağrısı şikayetiyle başvurduğu Çankırı Devlet Hastanesinde ve sonrasında Düzce Atatürk Devlet Hastanesi ile Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde kendisine uygulanan hatalı tetkik ve tedaviler nedeniyle %40 oranında engelli hale geldiği ileri sürülerek 4.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi tazminatın 07/04/2017 tarihinden itibaren işletilecek en yüksek mevduat faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: .... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; Ankara Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığınca hazırlanan rapor ve dosya içeriğinde bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde, ayrıca davacı tarafından imzalanan "aydınlatılmış onam formları" da dikkate alındığında, idarenin sağlık hizmetini kusurlu yürüttüğüne ilişkin herhangi bir somut tespit bulunmadığı gibi idareye atfedilebilir herhangi bir kusur da olmadığından olayda maddi ve manevi zararın tazmini koşullarının gerçekleşmediği sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesince davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından; hematoloji, kalp ve damar cerrahisi ile göğüs hastalıkları uzmanından oluşan heyetten rapor alınması gerektiği, tanının geç konulduğu, pıhtı gelişimi genetik olmadığından, ailede böyle bir öykünün bulunmamasının doğru tanının konulamaması için mazeret sayılamayacağı, zamanında sevk edilmemesi nedeniyle müdahalede geç kalındığı, tıbbi malzeme eksikliği nedeniyle olayda organizasyon kusuru bulunduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden;
a) Davacının 07/04/2017 tarihinde sol bacak ağrısı ve şişlik şikayetiyle Çankırı Devlet Hastanesi acil servisine başvurduğu (Hizmet dökümünde tanı kısmına bel ağrısı yazılmıştır.), fiziksel tıp ve rehabilitasyon ile beyin ve sinir cerrahisi polikliniğinde muayene edildiği, "lumbar ve diğer intervertebral disk bozuklukları, radikülopati ile" tanısı konularak MR incelemesi yapıldığı, ağrı kesici ilaç uygulandığı ve reçete yazıldığı, ertesi gün davacının -beyanına göre hafif şişlik, morluk ve bayılma şikayetiyle- tekrar acil servise başvurduğu, göğüs ağrısı nedeniyle EKG ve akciğer grafisi çekildiği, kan tahlili yapıldığı;
b) 09/04/2017 tarihinde sol bacakta ani şişlik ve şiddetli ağrı şikayetiyle ambulansla aynı hastaneye getirildiği, nefes darlığı bulunan davacıya tomografi incelemesinin ardından akciğer embolisi (pulmoner tromboemboli) tanısı konulduğu, göğüs hastalıkları servisine yatırıldığı, Clexane ve Coumadin isimli ilaçlara başlandığı, takibi sırasında yapılan renkli doppler ultrason incelemesi neticesinde derin ven trombozu düşünülerek kalp ve damar cerrahisi konsültasyonu istendiği, uzman hekim tarafından medikal tedavisinin düzenlendiği, orta basınçlı diz üstü varis çorabı kullanmasının ve bacak elevasyonu uygulanmasının önerildiği, 19/04/2017 tarihinde davacının taburcu edildiği;
c) 27/04/2017 tarihinde bacakta ağrı artışı, kan pıhtılaşmasının düzenlenememesi nedeniyle Düzce Atatürk Devlet Hastanesine yatışının yapıldığı, 3 gün tedavi görüp taburcu edildiği, sonraki iki aylık süreçte Çankırı Devlet Hastanesinde ultrason incelemeleri yapıldığı, benzer tespitlerde bulunulduğu;
ç) Daha sonra yine Düzce Atatürk Devlet Hastanesinde 19/06/2017-22/06/2017 tarihleri arasında benzer kapsamda tedavi gördüğü, bacaktaki ödem gerileyince ilaç tedavisi yeniden düzenlenip (Eliquis isimli ilaca başlanmıştır.) taburcu edildiği (Bu aşamada ameliyata yönelik takip edilse de malzeme eksikliğinden dolayı işlem yapılamadığı kayıtlı olup, dosyada “Variköz Ven Cerrahisi Onam Formu” başlıklı bir onam belgesi de bulunmaktadır.);
d) Davacının daha sonra Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurduğu, burada 09/07/2017 tarihinde yapılan ultrason incelemesinde toplardamarda pıhtı görüldüğü (Bu aşamaya ilişkin dava dosyasında ultrason raporu dışında kayıt bulunmamaktadır. Davacının beyanı, Düzce Atatürk Devlet Hastanesinde ameliyathanede anjiyo için 2-3 saat bekletildiği, daha sonra Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine yönlendirildiği, burada kendisine geç kalındığının söylendiği yönündedir.);
e) Düzce Atatürk Devlet Hastanesince düzenlenen 07/09/2017 tarihli sağlık kurulu raporunda "venöz staz ülseri, derin ven trombozuna bağlı dönüş bozukluğu" teşhisleriyle engel oranının %40 olarak belirlendiği; olayda hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülerek davalı idareye tazminat ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İdare Mahkemesince olayda hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığınca (adli tıp uzmanı öğretim üyelerinden oluşan üç kişilik bilirkişi heyeti tarafından) düzenlenen 29/08/2019 tarih ve 2854 sayılı raporda; "İsmail Erturan'ın Anabilim Dalımızda yapılan muayenesi ve sonrasındaki değerlendirme sonucunda; ailesinde pıhtılaşma bozukluğu öyküsü olmayan ve başvurudan önce düzenli spor yapan, ayrıca pıhtı (tromboz) gelişme ihtimalini daha da arka plana ittirecek bel fıtığı şeklinde bir hastalığı da mevcut olan İsmail Erturan'ın Çankırı Devlet Hastanesi, Düzce Devlet Hastanesi ve Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan tıbbi müdahaleleri esnasında, tıbbi özen yükümlülüğüne aykırı bir fiil ya da durumun oluşmadığı, hekim/hekimlerin veya hastane/hastanelerin kusurlu bir eylemi olmadığı" yönünde görüş bildirilmiştir.
İdare Mahkemesince anılan raporun hükme esas alınması suretiyle davanın reddine karar verilmiş olup, davacının istinaf başvurusu da reddedilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının mevcut durumuna uygun tedavinin uygulandığı, tedavi sürecinde yer alan üç hastanede de tıbbi uygulama hatasının söz konusu olmadığı yönünde görüş bildirilmiş ise de; söz konusu bilirkişi raporunu hazırlayan öğretim üyelerinin tamamının adli tıp uzmanı olduğu, dava dosyasında Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine ilişkin sadece 09/07/2017 tarihli ultrason raporunun bulunduğu, İdare Mahkemesince anılan hastaneden tüm tedavi evrakı istenilmeden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği görülmektedir.
Bu nedenle, öncelikle tıbbi belge teminine yönelik gerekli araştırmanın yapılması suretiyle tedavi süreci üç hastane yönünden yeniden değerlendirilerek; olayda geç müdahalenin söz konusu olup olmadığı, cerrahi müdahale endikasyonu bulunup bulunmadığı, uygulanan medikal tedavinin tıbben yeterli olup olmadığı hususlarının açıklığa kavuşturulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu amaçla; hematoloji, kalp ve damar cerrahisi ile göğüs hastalıkları uzmanı olan öğretim üyelerinden teşkil edilecek bilirkişi heyetinden tarafların iddialarının dikkate alındığı, yukarıda dile getirilen hususların tereddüte yer vermeyecek şekilde açıklandığı, tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda hizmet kusuru bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik davacının istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu kararda hukuki isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Davanın reddine ilişkin .... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 27/05/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
İletişim Formu
YASAL UYARI
Bu sitede bulunan her türlü bilgi, yazı ve yapılan açıklamalar 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ve Türkiye Barolar Birliği’nin meslek kuralları bağlamında bilgilendirme amaçlı olup reklam amacı taşımaz. Bu nedenle, haksız rekabet yaratıldığı şeklinde yorumlanmamalıdır. Ziyaretçiler ve Müvekkillerin, Sitede yayımda olan bilgiler nedeniyle zarara uğradıkları iddiası bakımından Hukuk Büromuz herhangi bir sorumluluk kabul etmemektedir.









